|
|
Her günün sizin için bir önemi varsa benim için de sadece CUMA günlerinin önemi var. Haftanın her Cuma'sı bütün umutlarım yeniden yeşerir ve gözlerim kapıda hep gelmesini beklerim. Bazen, Cumartesi geleceğini hayal eder, o geceyi uykusuz geçiririm. Çocukken kendimce oynadığım bir oyun vardı. Kendimi 70'li yaşlarda hisseder, ölüm meleğinin gelip beni almasını beklerdim. Odam karanlık fakat, içimde bir umut olurdu. Feri sönmüş gözlerim odamın karanlık tavanında gelecek hayallerinin yanı sıra, geçmişin muhasebesini yapmamı sağlardı. Farklı olmalıydım. Bilinmeyen bir yönümün olması, gıpta ile bakılan ideolojik bir tutumu sergilemeliydim. Aslında bu oyun hiçbir zaman benim istediğim gibi bitmedi. Çok ta uzun sürmezdi zaten. Bir an karşıma çıkan sihirli bir el beni alır, tekrar yeniden kaldığım yerden yaşamamı sağlardı. Pis kaldırımlarda, cahilliğin kol gezdiği şehre iner, iğrenç emellere alet edilen çirkin yüzlü kadınları seyrederdim. Yüzlerindeki sahte gülücükler hep kendini belli eder, istemeden istiyorlarmış gibi yaptıkları oyunu ve ne denli başarılı oldukları hayatın sadece bir oyundan ibaret olduğunu görmemi sağlıyordu. Aslında hayat, sadece bir oyundu. Başrol oyuncusu hep kendim olmalıyım. Yaşamalıyım. Yaşamak için mücadele etmeliyim. Peki, çirkinliğin kol gezdiği, saygının neredeyse yok olduğu bu şehirde mi? Yaşamalıyım. Hayır. Terk edilmişliğin ve gelecek beklentilerinin yaşandığı bir Cuma'yı mı beklemeliyim? Akşam saatlerindeki terk edilişi, gecenin geç saatlerinde gelecek bir telefonun hayalini ve umutlarımın yeniden yeşermesini beklediğim o Cuma gününü mü beklemeliyim? Çok değil, sabırla ertesi günü yani Cumartesi'yi de beklemeliyim. Gelecek. "Gülümün solduğu o Akşam" biliyorum ki, bütün pişmanlıkları ile geri dönecek. Çok değil, ölüme ramak kala gelecek. Gelecek ve biz yine kaldığımız yerden devam edeceğiz. Yaşamaya. İstemesek bile yaşamak için mecbur olacağız. Gelecek kaygısının yaşanmadığı ve umutların hiçbir zaman bitmediği, bir bulmacayı andıran hayat biçimini ve kimliği belirsiz bir cinayeti, vicdanını hiçte umursamayan bir kimliği taşıyacağız. Kafama sıkılacak bir kurşunun verdiği karınca ısırığı kadar acıyı bile umursamadan, kimliksiz bir yaşam sürdüreceğiz. Umudunu yitirmiş sokak çocuklarının elindeki ekmeği paylaşacağız. Küçükken oynadığım oyunun yeniden bir parçası olacağım ve bu sefer sihirli bir el dokunmayacak. Yeniden kaldığım yerden devam etmeyecek yaşam. Bütün karamsarlıklara rağmen, ben yine de ısrarla beynimin içindeki zehirli kurşun ile yaşamaya, seni beklemeye devam edeceğim. Kimliğini kaybetmiş, ucube bir yaşam öyküsü olacak. Belki istemesem de tarih beni kimliksiz olarak anacak. Sen Cuma günü gitmiştin, yıllar geçse de "YA CUMA, YA DA CUMARTESİ" ertesi gün gibi, "YANİ HİÇ AYRILMAMIŞ GİBİ GEL" kapım sana sürekli açık olacak. Ve hiç konuşma. Konuşmama izin verme. Kaldığımız yerden devam edelim yaşamaya. Boş ver, hayat acımasızlığını sürdürsün. Gelecek kaygımız ortadan kalksın. Sen de gül, bende. Her Cuma bu düşünce ile geçiren bir bedenin ne kadar sağlıklı kararlar alabileceğinin hesabını da size bırakmak. Sevgiyle yaşayın… Yüzünüzden gülücük, gönlünüzden yaşama isteği hiç ama hiç eksilmesin. "UNUTTUM BİR MAZARET DEĞİL, BAŞARISIZLIĞIN KABULLENİLMESİDİR" benceHer günün sizin için bir önemi varsa benim için de sadece CUMA günlerinin önemi var. Haftanın her Cuma'sı bütün umutlarım yeniden yeşerir ve gözlerim kapıda hep gelmesini beklerim. Bazen, Cumartesi geleceğini hayal eder, o geceyi uykusuz geçiririm. Çocukken kendimce oynadığım bir oyun vardı. Kendimi 70'li yaşlarda hisseder, ölüm meleğinin gelip beni almasını beklerdim. Odam karanlık fakat, içimde bir umut olurdu. Feri sönmüş gözlerim odamın karanlık tavanında gelecek hayallerinin yanı sıra, geçmişin muhasebesini yapmamı sağlardı. Farklı olmalıydım. Bilinmeyen bir yönümün olması, gıpta ile bakılan ideolojik bir tutumu sergilemeliydim. Aslında bu oyun hiçbir zaman benim istediğim gibi bitmedi. Çok ta uzun sürmezdi zaten. Bir an karşıma çıkan sihirli bir el beni alır, tekrar yeniden kaldığım yerden yaşamamı sağlardı. Pis kaldırımlarda, cahilliğin kol gezdiği şehre iner, iğrenç emellere alet edilen çirkin yüzlü kadınları seyrederdim. Yüzlerindeki sahte gülücükler hep kendini belli eder, istemeden istiyorlarmış gibi yaptıkları oyunu ve ne denli başarılı oldukları hayatın sadece bir oyundan ibaret olduğunu görmemi sağlıyordu. Aslında hayat, sadece bir oyundu. Başrol oyuncusu hep kendim olmalıyım. Yaşamalıyım. Yaşamak için mücadele etmeliyim. Peki, çirkinliğin kol gezdiği, saygının neredeyse yok olduğu bu şehirde mi? Yaşamalıyım. Hayır. Terk edilmişliğin ve gelecek beklentilerinin yaşandığı bir Cuma'yı mı beklemeliyim? Akşam saatlerindeki terk edilişi, gecenin geç saatlerinde gelecek bir telefonun hayalini ve umutlarımın yeniden yeşermesini beklediğim o Cuma gününü mü beklemeliyim? Çok değil, sabırla ertesi günü yani Cumartesi'yi de beklemeliyim. Gelecek. "Gülümün solduğu o Akşam" biliyorum ki, bütün pişmanlıkları ile geri dönecek. Çok değil, ölüme ramak kala gelecek. Gelecek ve biz yine kaldığımız yerden devam edeceğiz. Yaşamaya. İstemesek bile yaşamak için mecbur olacağız. Gelecek kaygısının yaşanmadığı ve umutların hiçbir zaman bitmediği, bir bulmacayı andıran hayat biçimini ve kimliği belirsiz bir cinayeti, vicdanını hiçte umursamayan bir kimliği taşıyacağız. Kafama sıkılacak bir kurşunun verdiği karınca ısırığı kadar acıyı bile umursamadan, kimliksiz bir yaşam sürdüreceğiz. Umudunu yitirmiş sokak çocuklarının elindeki ekmeği paylaşacağız. Küçükken oynadığım oyunun yeniden bir parçası olacağım ve bu sefer sihirli bir el dokunmayacak. Yeniden kaldığım yerden devam etmeyecek yaşam. Bütün karamsarlıklara rağmen, ben yine de ısrarla beynimin içindeki zehirli kurşun ile yaşamaya, seni beklemeye devam edeceğim. Kimliğini kaybetmiş, ucube bir yaşam öyküsü olacak. Belki istemesem de tarih beni kimliksiz olarak anacak. Sen Cuma günü gitmiştin, yıllar geçse de "YA CUMA, YA DA CUMARTESİ" ertesi gün gibi, "YANİ HİÇ AYRILMAMIŞ GİBİ GEL" kapım sana sürekli açık olacak. Ve hiç konuşma. Konuşmama izin verme. Kaldığımız yerden devam edelim yaşamaya. Boş ver, hayat acımasızlığını sürdürsün. Gelecek kaygımız ortadan kalksın. Sen de gül, bende. Her Cuma bu düşünce ile geçiren bir bedenin ne kadar sağlıklı kararlar alabileceğinin hesabını da size bırakmak. Sevgiyle yaşayın… Yüzünüzden gülücük, gönlünüzden yaşama isteği hiç ama hiç eksilmesin. "UNUTTUM BİR MAZARET DEĞİL, BAŞARISIZLIĞIN KABULLENİLMESİDİR" bence
___________________________AyHaN CaNpOlAt
1.02.2008 12:31:40 ayhana | tottii | sevgili ayhan yorumunu okudum ve çok güzel olmuştu o oyunu bence hayatın boyunca unutmayacaksın. | 1.02.2008 13:42:50 YÜREĞİNE SAĞLIK | ARARATMUSTAFA | yüreğine sağlık dost.taşıdığın,saf,temiz ve çocuksu duyguları bu gün bulabilemek ne mümkün. taşıdığın müstesna hislerin tüm yüreklere örnek olması gerek.Hepimizin yüreğini eşlik ettireceği bu güzellikleri taşıması lazım | 1.02.2008 15:46:44 | canmusto | arkadaş tebrikler yazdığın o güzel yazı için | 8.02.2008 18:18:29 vay be | su | vay be bu dünyada böyle söyleyenlerde varmış benim gibi tebrikler arkaşım çok güzel olmuş |
|
|